maxentius ne demek?

Marcus Aurelius Valerius Maxentius (278 civarı - 28 Ekim 312), Eski imparatorlardan Maximian'ın oğlu ve İmparator Galerius'un damadı olan 306 - 312 yılları arasında tahta çıkmış Batı Roma İmparatoru.

Hayatı

Doğumu ve gençliği

Maxentius'un kesin doğum tarihi bilinmemekle birlikte büyük ihtimalle 278 yılı civarıdır. İmparator Maximian ve karısı Eutropia'nın oğullarıdır.

Babasının 285 yılında İmparator olması üzerine, babasının ardından tahta çıkmak üzere veliaht prens olarak kabul edildi. Anlaşıldığı kadarıyla ne Diocletian'ın ne de babasının saltanatı sırasından herhangi önemli bir askeri ya da yönetimsel görev üstlenmemiştir. Genç yaşta (kesin tarih belirsizdir) imparator Galerius'un kızı Valeria Maximilla ile evlendi. Valeria Maximilla'la dan Valerius Romulus (295 civarı – 309) ve ismi bilinmeyen bir diğeri olmak üzere iki oğlu olmuştur.

305 yılında Diocletian ve Maximian istifa etti ve eski Sezar'lar Constantius Chlorus ve Galerius Augusti oldular. I. Konstantin ve Maxentius'un iki oğlu bu görev için uygun olduğu, yeni oluşturulan tetrarşi dışında bırakıldılar ve Severus ve Maximinus Daia Sezar olarak atandılar. Bazı kaynaklar (Lactantius, Epitome) Galerius'un Maxentius'tan nefret ettiğini ve bu yüzden Diocletian üzerindeki etkisini kullanarak Maxentius'un ardıl olmasını engellediğini söyler; belki de Diocletianus onun imparatorluk yönetimindeki askeri görevler için yeterince iyi olmasığını düşünmüştür. Maxentius emekli oldu ve Roma'dan birkaç mil dışarıya yerleşti.

Constantius'un 306 yılında ölmesi üzerine, oğlu Constantinus 25 Temmuz'da imparatorluk tacını giydi ve hemen ardından Galerius tarafından Sezar olarak tetrarşi'ye kabul edildi. Bu durum birkaç yıl sonra Maxentius için emsal teşkil edecekti.

Tahta çıkışı

İmparatorun, imparatorluğun diğer tüm şehirlerde olduğu gibi başkent Roma'da yaşayanlardan da kelle vergisi alacağı ve hala Roma'da konuşlu olan Praetorian muhafızların son kalıntılarını da feshederek ortadan kaldıracağı söylentileri başkente ulaştığı zaman kargaşa iyice şiddetlendi. Şehir garnizonunda görevli bir grup subay (Zosimus bunların Marcellianus, Marcellus ve Lucianus olduğunu söyler) Maxentius'un, belki de Constantinus'a bahşedilmiş olan resmi tanımanın yine bir imparator oğlu olan Maxentius'tan esirgenemeyeceğini düşünmüş olarak imparatorluk onurunu kabul etmesini talep ettiler. Maxentius bu onuru kabul etti ve şehirde bulunan birliklere hediyeler vermeye söz verdikten sonra 28 Kasım 306'da açıkça imparator ilan edildi. Bu yönetim gaspı büyük ölçüde kan dökülmeden yapıldı ( Zosimus sadece bir kurbanın adını verir).

Maxentius, kendini merkezi ve güney İtalya'da ve ilaveten Korsika, Sardunya ve Sicilya adalarıyla Afrika eyaletlerinde imparator olarak tanıtmayı başardı. Kuzey İtalya, Milano'da ikamet eden batı Augustus'u Severus'un kontrolü altında kaldı.

Maxentius, başlangıçta kıdemli imparator Galerius tarafından saltanatının resmi olarak tanınabilmesini sağlamak umuduyla Augustus ya da Sezar unvanlarını kullanmaktan çekinerek kendisini princeps invictus (Yenilmez Prens) olarak adlandırdı. Maxentius'u karşı var olduğu iddia edilen antipatiden ayrı olarak, Galerius belki de Constantinus ve Maxentius örneklerini takip ederek kendilerini imparator ilan edecekleri caydırmayı planlamıştı. Constantinus babasının ordusunu ve topraklarını etkin bir şekilde kontrol edince Galerius tarafından, zorunlu olarak, tetrarşi içerisinde yasal bir ardıl olarak kabul gördü ancak emrinde sadece birkaç birlik bulunan ve beşinci imparator olacak olan Maxentius'a hiçbir şekilde bu hoşgörü gösterilmedi. Galerius, isyanın bastırılmasının çok da zor olmayacağını tahmin etti ve 307 yılı başlarında Augustus Severus büyük bir ordu ile Roma'ya hareket etti.

Bu orduyu oluşturan askerlerin büyük bir kısmı yıllarca Maxentius'un babası Maximian'ın emrinde savaşmışlardı ve Severus Roma'ya ulaştığında ordunun büyük bölümü bu iş için yüklü miktarda para harcamış olan eski komutanlarının gerçek varisi Maxentius saflarına geçti. Maximian, imparatorluk görevlerini tekrar üstlenmek ve oğlunu desteklemek için nihayet inzivadan çıkarak tekrar Roma'ya dönünce Severus ve ordunun geri kalanı Ravenna'ya geri çekildi. Kısa bir süre sonra Maximian'a teslim oldu ve söz verildiği gibi hayatı bağışlandı.

Severus'un bozguna uğratılmasının ardından, Maxentius İtalya'da yukarıda Alpler'e kadar ve doğuda Istria yarım adasına kadar kontrolü ele geçirdi ve kendince Severus'un teslim olmasıyla ondan boşalan yerin kendisine ait olduğu fikriyle Augustus görevini üstlendi.

İmparator

Maxentius ve Maximian'ın ortaklaşa yönetimi, bundan başka 307 yılı yaz aylarında büyük bir ordu ile Roma'ya yürüyen Galerius tarafından bir kez daha yoklandı. İstilacılarla müzakereler sürerken Maxentius için, harcadığı büyük miktarlarda paraya Maximian'ın otoritesi de dahil olunca Severus'a yaptıklarının aynısını tekrar etmek mümkün oldu ve Galerius'un birçok askeri onu terk etti. Galerius geri çekilmek zorunda kaldı ve İtalya'da yolu üzerindeki her yeri yağmaladı. İşgal sırasında Severus Maxentius tarafından bir ihtimale göre Roma yakınlarındaki Tres Tabernae'de ölüme mahkûm edildi (ölümünün nasıl gerçekleştiği ile ilgili ayrıntılar kesin değildir). Galerius'un başarısız seferinin ardından, Maxentius için İtalya ve Afrika üzerinde gerçek anlamda bir saltanat kurmak mümkün oldu. Zaten hemen 307 yılı başlarında Constantinus ile dostça ilişki kurma yolları aramış ve aynı yılın yaz aylarında Maximian, kızı Fausta'yla evlenen Constantinus'u ziyaret etmek için Galya'ya gitmiş ve kıdemli imparator tarafından Augustus olarak atanmıştı. Her halûkarda, Constantinus Galerius ile olan ittifakını bozmaktan kaçınmış ve işgal sırasında Maxentius'u açıkça desteklememiştir.

308 yılında, bir ihtimale göre Nisan ayında, Maximian Roma'daki bir askeri toplantıda görevinden alınmaya çalışmış acak sürpriz bir şekilde birlikler Maxentius'a sadık kalmışlar ve O da Constantinus'un yanına kaçmak zorunda kalmıştı.

308 yılı sonbaharındaki Carnuntum toplantısında, Maxentius'un İmparatorluğu bir kez daha yasal olarak tanınmadı ve Licinius isyancıların nüfuz alanlarını ele geçirmek göreviyle Augustus olarak atandı.

308 sonlarında, Domitius Alexander Kartaca'da imparatorluğunu ilan edince Afrika eyaletleri, Maxentian yönetiminden çekildi. Afrika eyaletlerinin Roma'nın erzak tedariğindeki kritik rolü göz önüne alındığında bu Maxentius için oldukça tehlikeli bir durum yarattı. Kendi komutası altında olan Praefectus praetorio'i Rufius Volusianus komutasında Afrika'ya gönderdiği küçük bir ordu 310 ya da 311 yılında Alexander'ı bozguna uğrattı ve ardından idam etti; Maxentius, Alexander'ın destekçilerinin mal varlıklarına el koyma işiyle meşgul oldu ve ardından yüklü miktarda tahılı Roma'ya getirtti. Aynı zamanda 310 yılında Istria'yı ölümcül bir biçimde hastalanan ve akabinde ertesi yıl ölen Galerius nedeniyle seferine devam edemeyen Licinius'a karşı kaybetti.

Maxentius'un en büyük oğlu Valerius Romulus 309 yılında henüz 14 yaşında öldü ve ardından kutsallaştırılarak Via Appia üzerindeki Maxentius Villası'ndaki mozolesine defnedildi.

Maximian'ın 309 ya da 310'da ölümünün ardından, Constantinus ile olan ilişkiler hızlı bir şekilde kötüleşti ve Constantinus ve Licinius arsında var olan ittifak'a karşı Maxentius, Maximinus ile ittifak'a girdi. İddialara göre Alp dağlarının kuzeyinde kalan Raetia eyaletinin güvenliğini Constantine ve Licinius'un bölgelerini birbirinden ayırarak sağlamaya çalıştıysa da (Zosimus tarafından aktarılmıştır) ilk harekete geçenin Constantinus olması nedeniyle plan gerçekleşme şansı bulamamıştır.

Ölümü

312 yılı başlarında Constantinus Alpleri aşarak İtalya'ya girdi. Birkaç farklı çarpışmada Maxentius'a bağlı güçleri yendi ve Ekim sonunda Roma'ya ulaştı. Aslında Maxentius'dan, daha önce Severus ve Galerius'a karşı denediği, Roma'nın korunaklı surlarının arkasında kalarak düşmanlarını satın alabilmek için ne kadar para harcaması gerektiğini hesaplamak gibi bir taktiği yeniden denemesi beklenirdi. Her halükarda bilinmeyen bir sebepten dolayı bu plandan vazgeçti ve Constantinus ile 28 Ekim 312 tarihinde Milvian Köprüsü yakınlarında savaşmayı tercih etti. Antik kaynaklar bu hareketin nedeni olarak batıl inancı ya da (eğer Constantinus taraftarıysa) takdir-i ilahi olarak gösterme eğilimindedirler. Maxentius, doğal olarak alışılageldiği üzere savaştan önce kahinlerle durumu değerlendirmişti ve kehanet'ler, özellikle de savaş gününün onun tahta çıkacağı gün olacağı kehaneti olumlu olarak değerlendirilmişti (28 Kasım 306). Aslında onu tam olarak neyin motive ettiği spekülasyonlara açıktır.

Maxentius ve Constantinus'un orduları şehrin kuzeyinde, surlardan biraz uzakta Tiber nehri'nin ötesindeki Via Flaminia'da karşı karşıya geldiler. Hristiyan hikâyeleri, özellikle de Lactantius ve Kayseri'li Eusebius, Constantinus'un rüyasında gördüğü bir labarum altında savaştığını iddia eder. Savaşın kendisi hakkında bilgi oldukça azdır ve Constantinus'un birlikleri Tiber'e doğru geri çekilen Maxentius'un birliklerini bozguna uğratmış, ordu kaçmaya çalışırken nehir geçişi sırasında ortaya çıkan kargaşada Maxentius suya düşmüş ve boğularak ölmüştür. Cesedi ertesi gün bulunmuş ve şehre doğru taşınmış en sonunda da kesin olarak öldüğünün bir işareti olarak Afrika'ya gönderilmiştir.

Gözden geçirme ve miras

Constantinus'un zaferinin ardından, Maxentius sistematik olarak aşağılandı ve zalim, kana susamış ve beceriksiz bir tiran olarak sunuldu. Lactantius gibi erken dönem Hristiyan kaynaklar tarafından Hristiyanları cezalandıranlar listesinde adı anılmasa bile resmi propagandanın etkisiyle sonraki dönemlerde Hristiyan hikâyeleri Maxentius'u bir Hristiyanlık düşmanı olarak tanımlar. Bu imaj tüm kaynaklar üzerinde izler bırakmış ve 20. yüzyıla kadar Maxentius hakkındaki görüşleri etkilemiş, en nihayetinde sikke ve yazıtlar gibi edebi olmayan kaynakların incelenmesinin ardından daha dengeli bir bakış açısına kavuşmuştur.

İmparatorluk işaretlerinin keşfi

2006 yılı aralık ayında, İtalyan arkeologlar, Palatine tepesi yakınlarındaki bir tapınak altından yapılan kazılarda, içerisinde birkaç eşya bulunan ve imparatorluk regalia sı olarak tanımlanan muhtemelen Maxentius'a ait ahşap bir kutu açığa çıkarılmıştır. Bu kutudaki eşyalar 3 tam mızrak, standartlara esas oluşturabilecek 4 kargı , üç bardak ve kalseduan (kadıköy taşı) bir küre ipek bir kumaşla sarılmış halde bulunmuştur. En önemli buluntu, kamaşık işçiliği nedeniyle imparatora ait olması muhtemel üzerinde çiçek taşıyan mavi-yeşil küreye ait asa'dır.

Kraliyet alâmetlerine ait şimdiye kadar elde edilen tek bilgi sikke ya da duvar resimlerinden elde edilenlerdi. Bu keşfi yapan Arkeolog Clementina Panella şöyle demiştir; "bu eserlerin özellikle de çok ince bir işçiliğe sahip kürenin bir imparatora ait olduğu açıktır ve bu sizin bir başkasında benzerinin olmasını isyeyebileceğiniz bir şey değildir." Panella, bu alâmetlerin Maxentius taraftarlarınca, onun Milvian Köprüsü Savaşı'nda Constantinus tarafından bozguna uğratılması sonrası boğularak ölmesinin ardından onun hatırasına saygı göstermek için saklanmış gibi göründüğünü söylemiştir. .1 Buluntular, geçici olarak Palazzo Massimo alle Terme'deki Museo Nazionale Romano'da (Roma Ulusal Müzesi) sergilenmektedir.

Kaynakça

  • Hartmut Leppin, Hauke Ziemssen: Maxentius. Der letzte Kaiser in Rom (Roma'daki son Sezar) (Zaberns Bildbände zur Archäologie). Zabern, Mainz, 2007.

Dış bağlantılar

Orijinal kaynak: maxentius. Creative Commons Atıf-BenzerPaylaşım Lisansı ile paylaşılmıştır.

Kategoriler