smirni ne demek?

Smirni (Yunanca: Σμύρνη Smýrni/Smýrnē; ), İzmir sınırları içinde iki farklı konumda yer alan tarihî kentler. Körfezin kuzeydoğusunda yer alan ve yüzölçümü yaklaşık yüz dönüm olan bir adacık üzerinde kurulmuştu.1

Tarihçe

Smyrna antik dönemde Anadolu’nun en önemli kentlerinden biriydi. İlk yazılı kaynaklarda kentin adı Aiol lehçesinde Smurna (Σμύρνα), İon lehçesinde ise Smurne (Σμύρνη) olarak en erken İ.Ö. 7. yüzyıl’da görülür. İlk olarak Bayraklıda kurulan kent, bugünkü İzmir kent merkezinin bulunduğu Kadifekale ile deniz arasındaki düzlüğe İ.Ö. 4.yüzyılın sonunda taşınmıştır. Smyrna’nın yeniden kuruluşu Büyük İskender’e bağlanır. Pausanias’ın eserinde bu olay bir öyküyle anlatılır.2Philipposun oğlu Aleksandros, şimdiki kenti, uykusunda gördüğü bir düş yüzünden kurdu; Pagos Tepesi üzerinde avlanmaktayken, avdandönüşünde, söylendiğine göre, Nemesisler tapınağının önüne gelmiş; burada tapınağın önünde bir kaynak ve onun suyu ile büyümüş bir çınar ağacı varmış. Çınar ağacının altında uyurken Nemesisler ona görünerek burada bir kent kurmasını ve İzmir halkını eski kentten çıkarıp oraya getirmesini buyurmuşlar. 34Antik dönem yazarlarından Strabon ise, yeni kentin kuruluşuna Büyük İskender’in haleflerinden Antigonos tarafından başlanıldığını, ardından Lysimakhos’un bu görevisürdürdüğünü belirtir. Kazılar, Bayraklıdaki yerleşmeye; Büyük İskender döneminde sonverildiğini göstermektedir. Kentin Roma çağında basılmış sikkelerinin üzerinde dekurucu olarak Büyük İskender tasvir edilmiştir.5 Bu yeni kurulan kent önemli bir konuma sahipti: Küçük Asya’nın iki önemli metropolü Sardis ve Ephesos arasındakiyolun üzerinde olmakla birlikte Akdeniz’e açılan geniş ve korunaklı bir limana sahipti. Doğu ve batı arasındaki güçlü ve canlı ticari ilişkilerin odak noktasında bulunuyordu.Yaygın deniz ticareti, Yunan-Roma dünyasındaki tüm büyük kentlerin ortak birkarakteristik özellik olarak kozmopolit bir yapıya sahip olmalarına neden olmuştur. Romalılar Smyrna’ya İ.Ö.133 ile İ.S. 395 yılları arasında hâkim olmuşlardı.67

Erken ve arkaik dönem

Erken ve Arkaik Dönem Smirni'si, başlangıçta muhtemelen kurucusu kabul edilen Kral'a atfen "Tantalus Naulokhon" (Tantalus limanı) şeklinde anılan,8 sonradan aldığı "Smirni" isminin etimolojisi konusunda çeşitli görüşler öne sürülen, İzmir Körfezi'ne uzanan küçük bir yarımada üzerinde yerleşik arkeolojik sit alanıdır. Başlangıçta bir Aiolis kenti iken, sonradan 13. üye olarak İyonya kentleri arasına katılmıştır. Günümüzde Bayraklı ilçe sınırları içinde yer almakta olup, "Bayraklı Höyüğü" tarihi yerleşim alanı için kullanılan terimlerden biridir.9 Antik kentteki ilk bilimsel çalışmalar Prof. Dr. John M. Cook ve Prof. Dr. Ekrem Akurgal başkanlığında bir İngiliz-Türk ekibi tarafından 1948'de başlatılmış, Ekrem Akurgal tarafından 1993'e kadar kesintisiz sürdürülmüştür. Çalışmalar 1993'ten günümüze Prof. Dr. Meral Akurgal başkanlığında yürütülmektedir. MÖ 3. binyıldan itibaren yerleşime konu olmuş Bayraklı Höyüğü'nde kent olgusunun en yoğun şekilde görüldüğü süreç 650-546 arasındadır.

Klasik dönem

Klasik Çağ Smirni'si Büyük İskender'in yönlendirmesi ile Kadifekale (Pagos) sırtlarında kurulmuş, en parlak dönemini Roma İmparatorluğu döneminde yaşamış ve günümüzde Konak ilçe sınırları içinde bulunan arkeolojik sit alanıdır. 1830'larda Charles Texier tarafından derinlemesine ilk araştırmalardan sonra, bu arkeolojik sitteki çalışmalar Rudolf Naumann ve Selâhattin Kantar başkanlığında bir Alman-Türk ekibi tarafından 1932-1941 arasında başlatılmış ve Roma dönemi Agora'sının, kentin MS 178'de geçirdiği büyük bir deprem sonrasında yeniden inşa edilmiş halinin büyük bir kısmı ortaya çıkarılmıştır. 1996'da yeniden başlatılmış kazı ve çevre düzenleme çalışmaları, 2007'den itibaren Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Akın Ersoy başkanlığında bir ekip tarafından günümüzde de sürdürülmekte olup, Agora ören yeri ve Basmane mevkiinde İzmir Büyükşehir Belediyesince toplam 30 milyon TL bedelle kamulaştırılan bir alanı kapsamaktadır.

Araştırma ve Kazı

Bayraklı Höyüğü Bayraklı Höyüğü'nde ilk sistemli kazılar 1948-51 yıllarında Atina İngiliz Arkeoloji Enstitüsü ile Ankara Üniversitesi'nin ortak kazısı olarak J.M. Cook ve E. Akurgal başkanlığında yapılmıştır. Höyükteki ikinci dönem kazıları 1966-1992 yılları arasında E. Akurgal başkanlığında sürdürülmüştür. Akurgal bu kazılar süresince Bayraklı Höyüğü'nde Geometrik, Arkaik ve Klasik dönemlere ait yerleşme katlarını ortaya çıkartmış ve Smyrna'nın MÖ 7. Yüzyıldan başlamak üzere 3 yüzyıl boyunca ticari ve siyasi faaliyetin toplandığı bir merkez olduğunu savunmuştur. Üçüncü dönem kazıları 1993 yılından 2012 yılına kadar M. Akurgal tarafından sürdürülmüştür. İki yıl aradan sonra C. Tanrıver tarafından sürdürülmeye başlanan kazılar günümüzde de devam etmektedir.10 Smirni (Smyrna) Smyrna'da ilk olarak 1933 ile 1941 yılları arasında İzmir Müzesi Müdürlüğü ile Tarih Kurumu ortaklığında başlanan arkeolojik kazılar Agora'da yapılmıştır. Bazilikanın in-situ olarak korunmuş sütunları etrafında başlayan kazılar Batı Stoa'ya ve sonra da Doğu Stoa'ya genişlemiştir.1944 yılında Agoradaki kazıları yürüten R. Duyuran tarafından bu yıl yapılan kazının kısa bir raporu yayınlanmış ve daha sonra da 1950 yılında yine R. Naumann ve S. Kantar tarafından nispeten daha kapsamlı bir makale olarak yayınlanmıştır. Agora'daki çalışmalar bu tarihlerden sonra uzun süre durmuş ve ancak yaklaşık yarım yüzyıl sonra 1997 yılında İzmir Müze Müdürlüğü tarafından kazılara tekrar başlanmıştır.2007 yılında Doç. Dr. Akın Ersoy tarafından başlanan son dönem kazıları Smyrna Agorası, Basmane Altınpark ve Kadifekale ve Smyrna Tiyatrosunda halen devam etmektedir.11

Buluntular

Smyrna Akropolü

Antik Smyrna’nın akropolisinde (Kadifekale) sınırlı da olsa son dönemde kazı ve araştırmalar gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalardan ilki kalenin güney surunu ortaya çıkarmaya dönük güney suru kazı çalışmaları olmuştur. Yapılan kazı çalışmaları ile kalenin en erken, Hellenistik Dönem sur kalıntılarına ulaşılmış olup çıkan buluntular da göz önüne alındığında, Strabon’un Antigonos Monophtalmos ve Lysimakhos zamanında kentin inşa edildiğini ifade eden notlarını doğrulamıştır. 17. yüzyıla kadar çok değişik zamanlarda yapılan eklenti ve onarımlarla bugüne kadar ayakta kalmayı başarmış olan kale surlarının, en erken dönemini işaret eden güney sur kazılarında Hellenistik surların yaklaşık 3 m. kalınlığında olduğu ortaya çıkarılmıştır.1213 İçten ve dıştan bosajlı bloklarla cephelendirilmiş olan beden duvarlarının iç dolgusu moloz taştandı ve atkılı duvar tekniği kullanıldığı anlaşılmıştır. Son iki yüzyılda güney surun dış cephe kesme taş örgüsünün dönem yapılarında kullanılmak üzere söküldüğü, bu nedenle de korunmamış olduğu görülmüştür. Buna karşın duvar iç yüzünün hızla dolması nedeniyle kimi yerlerde 4 sıra kesme taş yüksekliğinde korunduğu dikkat çekmiştir. Kazılar sırasında daha önce bilinmeyen Hellenistik bir kulenin varlığı tespit edilmiş ve dıştan dışa 9x10 m. yaklaşık boyutlarındaki bu kulenin Roma Döneminde de kullanıldığı görülmüştür. Duvar kalınlığı yaklaşık 2 m. kadar olduğu ölçülebilen Hellenistik-Roma Dönemi kulesinin henüz tarihini bilemediğimiz bir zamanda tahribat görmesinin ardından bir bölümü kulenin hemen doğusuna bir bölümü ise kule üzerine gelecek şekilde Bizans Döneminde kireç harçlı moloz taş malzeme ile ama bu kez yuvarlak planlı olarak yeniden inşa edildiği anlaşılmıştır.14 Bu geç kulenin Helenistik-Roma Dönemi kulesinin artık görünmeyecek kadar tahribata uğramış olduktan sonra inşa edildiği değerlendirilmiştir. Geç kule 178.00 m. yaklaşık seviyesinden itibaren yoğun kireç harçlı ve moloz taş dolgusu ile izlenmektedir. Geç kulenin Bizans Döneminde inşa edildiği yapım malzemesi harcı içinde tespit edilen Bizans Dönemi seramik örneklerinden dolayı düşünülmektedir. Hellenistik-Roma Dönemi kulesinin dış temel duvarlarının içinde taş yongalarından oluşan bir dolgunun olduğu da dikkat çekmiştir. Helenistik sur üzerindeki 1.08 m. genişliğindeki kule girişinin Hellenistik kuleyi ortaladığı görülmüştür. İç kapıda 180.36 m. seviyesinde ve dört sıra blok hâlinde korunmuş olan Hellenistik kapı açıklığına karşın, alanın eğimi nedeniyle kule duvarlarının korunmuş yükseklikleri yaklaşık 179.00 – 177.50 m. aralığındadır. Güney surun beden duvarı gibi, kulenin kesme taş bloklarla cephelenmiş duvarları da anakaya üzerine inşa edilmişlerdir. Smyrna’nın akropolisi olan Kadifekale’de yürütülen çalışmalardan biri de özellikle yayınlarda ve haritalarda Şapel ve bazen Şapel/Mescid olarak bilinen yapı kalıntları üzerinde gerçekleştirilmiştir. Ortaya çıkarılan yapı izleri yapı kalıntısının bir kale mescidine ait olduğunu göstermiştir. Ortaya çıkarılan plan özellikleri ile bu yapı İzmir’de tespit edilen en erken Türk-İslâm ibadet yapısı durumundadır. Kale mescidinin hemen doğu bitişiğinde kısmen ayakta duran tonozlu mekân içinde yapılan kazı çalışmaları ise bu mekânın sonradan mescide eklemlendirilen bir sarnıç olduğunu göstermiştir. Kazı çalışmaları ile tonozlu mekânın iki evreli inşa sürecinin olduğu, iç mekân duvarlarının tuğla kırıklı harçla sıvandığı, tonoz üst örtü üzerinde su toplama sisteminin olduğu belirlenmiştir. Su deposu niteliğindeki mekânın en geç

  1. yüzyıla kadar 14. yüzyılda inşa edilen mescide ibadet için gerekli temiz suyu sağladığı düşünülmektedir.1516

Smyrna Agorası

Kentin son yıllarda kazı ve araştırmalara konu olan en önemli arkeolojik alanı agorasıdır. Smyrna Agorası antik kentin merkezinde, dörtgen bir alanı kapsamaktadır. Antik Smyrna’nın idarî, siyasî, adlî ve ticarî merkezi durumundaki, bugün yaklaşık 129 x 83 m. boyutlarında ancak görülebilen agorasındaki avlu sondajlarında, az sayıda da olsa ele geçirilen bazı seramik parçalarının M.Ö. 6. ve 5. yüzyıllara ait olması, bu erken seramik örneklerinin zaman içinde yamaçlar boyunca yüzey akıntıları ile başka yerden gelmiş oldukları ile açıklanabilir. Agorada mimarî izlerin ancak M.Ö. 2. yüzyıla kadar gitmesi bu olasılığı güçlendirmektedir.17 Kentin Pausanias’tan öğrendiğimiz kuruluş hikâyesinde geçen Nemesisler Tapınağı veya kutsal alanının, İskender’den önce de var olduğu kabul edildiğinde ise seramik örneklerinin varlığını normal karşılamak gerekecektir. Bu ikinci varsayım dikkate alınırsa, agoranın hemen bitişiğinde veya yakınında Nemesisler Tapınağı veya kutsal alanın varlığının göstergesi olarak değerlendirilebilir görünmektedir. Nitekim agorada bulunan bir arşitrav bloğu üzerindeki yazıt olasılıkla agoranın içinde veya bitişiğinde, kentin kuruluş öyküsünde önemli rol oynayan Nemesislere ait bir tapınağın veya tanrıçalara adanmış bir yapının bulunduğuna işaret etmektedir. Agoranın ilk tasarımı, dönemin diğer planlı kentlerinde görüldüğü gibi agora avlu alanının etrafının stoalarla çevrelenmesi şeklinde olmuş olmalıdır. Ancak öncelikle avlu alanında sürdürülen sondaj kazılarından anlaşıldığı üzere, 50 m.de 3 metreye ulaşan güneydoğu-kuzeybatı yönelimli eğimin tolere edilmesi gerekliydi. Bunun için eğimin bulunduğu kuzey ve batı kenarlarda inşa edilecek yapılara birer bodrum katı yapılması avlu alanının tek bir düzlem hâlinde algılanması için zorunluluktu. Avlu alanında yapılan sondaj kazılarında M.Ö. 4. yüzyıla ve sonrasında M.Ö.

  1. yüzyıla ilişkin agoradaki olası stoa ve/veya diğer yapılara bugün için ulaşılmış değildir. Avlu sondaj kazılarında ele geçirilen seramik örnekleri ile sikkeler bu alanda faaliyetlerin olduğunu açıklamaktadır. Örneğin 2013 yılı çalışmalarında ele geçirilen ve kentin hemen kuruluşundan hemen sonraya ait ve agorada tespit edilen en erken sikke örneği olan bir Seleukos II (M.Ö. 246-226) sikkesi bu alandaki faaliyetlerin bir işareti olmalıdır.18 M.Ö. 3. yüzyılın ortalarından itibaren yükselişe geçen ve M.Ö. 2. yüzyılın üçüncü çeyreğine kadar Pergamon Krallığının kontrolü altında kalan bölgede ve Smyrna’da yaşanan göreceli refah ve barış ortamı Pergamon’da ve kontrolü altındaki diğer kentlerde olduğu gibi Smyrna’da da imar faaliyetlerini tetiklemiş olduğu görülmektedir. Nitekim Smyrna Agorası Batı Portiko’nun bodrum katının doğu duvarı ile Bazilika’nın bodrum katının güney duvarının işçilik ve örgü tekniği olarak M.Ö. 2. yüzyıl özellikleri taşıması, aynı şekilde iki yapının da 1. ve 2. galerilerindeki taşıyıcı ayak ve bölme duvarlarında izlenebilen kısmen korunmuş kesme taş temel izleri, olasılıkla bu yüzyılın ilk yarısında agora avlu alanının en azından kuzey ve batısında, birer bodrum katı bulunan ve yine olasılıkla tek katlı iki galerili birer stoa ile çevrelendiğine işaret etmektedir. Kuzey ve batıda bodrum katlı stoaların inşa edilmesi ile bugünkü avlu düzleminin yaratılmış olduğu anlaşılmaktadır. Stoaların bodrum katlarının, teras duvarları üzerinde avlu düzlemine açılan pencereler ile ışıklandırılmaları ve havalandırılmaları sağlanmıştı. Her iki yapının bodrum katı agoranın avlu düzleminin altında kalıyorsa da kuzey ve batı yönlerde ise zemin kat durumundaydılar.Yukarıda sözü edilen eğim nedeniyle bu yapıların bodrum katları agorayı kuzey ve batıdan çevreleyen sokaklara doğrudan açılmaktaydılar.19 Stoaların alt katlarının sokaklara açılması hem depolama işlerini kolaylaştırmakta hem de üst katların aksine kapalı birer mekân durumundaki alt/zemin katın aydınlatılması ve havalandırılmasını da destekliyordu. Avlu alanının doğu ve güneyinin ise nasıl sınırlandırılmış olduğuna ilişkin bilgiler bugün için kazı çalışmaları yapılamadığından yok denecek kadar azdır. Ancak çağdaş örneklerden yola çıkarak avlunun bu kenarlarında da stoaların olduğunu beklemek yanlış olmayacaktır. M.Ö. 129’da Roma egemenliğine girildiğinde avluyu çevreleyen stoaların Roma gereksinimlerini karşılamakta yetersiz kaldığı ve yeniden düzenlendikleri görülmektedir. Avlu düzlemi bodrum kat pencerelerinden de anlaşılacağı üzere aynı seviyede kalmış ancak bu kez mermer plâkalarla kaplanmıştır.20 Kuzey kenardaki stoa, bodrum katta dört galerili, zemin ve 1.katta ise 3 galerili hâle getirilmiştir. Böylece bu kenarda avlu seviyesi üzerinde 2 kat yükselen bir bazilikal yapı ortaya çıkmıştır. Bazilikanın bodrum katı, agoranın bulunduğu alanın eğimi dolayısıyla hemen önünden geçen Agora Kuzey Cadde ile iki kapı (Bazilika Kuzeybatı ve Güneybatı Kapıları) vasıtasıyla ilişkisi sağlanmıştır. Bazilika’nın bodrum katının dört galerisinden üçü sıradan birer galeri formunda iken, dördüncü galeri diğerlerinden plan tasarımı olarak farklıdır. Buna göre 4.Galeri’nin doğu ve batı sonundaki mekânlar, doğuda ve batıda merdivenli anıtsal kapılarla kesilmekte ve iki kapı arasında da büyük bir salon mekânı yer almaktadır. Söz konusu salon mekânının fonksiyonu konusunda yeterince bilgiye sahip bulunmamaktayız. Buna karşın var olduğu anlaşılan mermer zemin ve duvar kaplamaları ile kentin ve agoranın önemli bir prestij mekânı olduğunu da söylemek mümkün görünmektedir. Bazilika’nın avluya göre bodrum katında dikkat çeken mimarî özelliklerden bir 3. Galeri’de 63 (74?) adet karşılıklı küçük mekânın yer almasıdır. Mekânların Toptancı ve/veya Parakendecilere ait oldukları düşünülmektedir. Mekânlara yönelik kazı ve mekân temellerinin konservasyonuna dönük çalışmalar hâlen sürdürülmektedir. Smyrna Agora Bazilikası’nın antik dünyanın anlaşılmasını sağlayan belki de en önemli özelliği bodrum katı 1.ve 2.galerilerindeki sıvalar üzerinde dünyanın en zengin Graffiti koleksiyonunun yer almasıdır. Konservasyon çalışmalarına paralel olarak graffiti üzerinde papirolojik ve epigrafik çalışmalar da sürdürülmektedir.21 Sıvalar üzerinde kazıma veya boyalı olarak bir harften bir cümleye veya bir çizgiden bir tasvire kadar üç bine yakın duvar yazı ve resmin bulunduğu hesaplanmaktadır. Pek çok konunun yazıya döküldüğü veya resmedildiği duvar yazı örneklerinin birinde, bir Smyrnalı gözlerini iyileştirdiği için adı belirtilmemiş bir tanrı veya tanrıçaya (ancak tahmin edebiliriz Hygeia?, Asklepios?, Zeus?) şükranlarını sunmaktadır. Agoranın batı kenarını sınırlayan Batı Stoa da yukarıda ifade edilen Bazilika örneğinde olduğu gibi, Roma Döneminde yeniden düzenlendiğinde 2 galerili plan özelliği ve hemen batısından geçen Agora Batı Sokağın da yapıya dâhil edilmesiyle, yaklaşık 75.50 m. uzunluğunda 18.80 m. genişliğinde, 3 galerili bodrum katı ile birlikte 3 kat haline getirilmiş, avlu seviyesi üzerinde iki kat hâlinde yükseltilmiştir.22

Batı Alan Çalışmaları

2007 yılı sonrası arkeolojik çalışmaları ağırlıklı olarak agoranın batısında kalan ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nce istimlak ve yıkımları yapılan alan da sürdürülmüştür. Bu alanda ilk kez Kent Meclisi, Mozaikli Yapı ve Roma Hamam Yapısı’na ait kalıntılar tanımlanmışlar ve hâlen ortaya çıkarılmaya devam etmektedirler. Bu yapılar ile birlikte yine ilk kez Faustiana Kapısı’ndan başlayarak Liman Mahallesi’ne uzanan Faustina Caddesi olarak tanımlanan cadde, bu cadde ile kesişen ve Mozaikli Yapı ile Kent Meclisi’ni batıdan sınırlayarak kuzey-güney doğrultusunda uzanan, Bouleuterion Caddesi olarak adlandırılan sokak veya caddenin varlığı tanımlanmıştır.23

Mozaikli Yapı

61x35 m. yaklaşık boyutlarındaki Mozaikli Yapı’nın hemen hemen tümü ortaya çıkarılmış olmakla birlikte, yapıya adını veren mozaik döşemenin ancak yarısının korunduğu gözlemlenmiştir. Büyük ölçüde tahribata uğramış görülen güney yarısında Osmanlı ve Erken Cumhuriyet yapılarının hem mozaik döşeme hem de yapıya büyük zarar verdikleri görülmüştür. Yapının güneyden Faustina Caddesi, batıdan ise Bouleuterion Caddesi ile sınırlandırılmış olduğu ve her iki caddeden de merdivenlerle yapıya ulaşıldığı tespit edilmiştir. Doğu bitişiğindeki Agora Batı Portiko’nun zemin katına 5 adet kapı ile bağlantılı olduğu da anlaşılmıştır. Yapının kuzey yarısında korunmuş olan mozaik döşemeye ilişkin konservasyon çalışmaları sürdürülmektedir. Döşemeye ait izler, mozaik döşemin farklı dönemlere ait iki tabakadan oluştuğunu, ilk tabaka döşemin deprem ve/veya yangın sonucu tahribat görmüş olmasını takiben ikinci tabakanın yapıldığına işaret etmektedir. Yapının inşa edildiği noktada temel duvarlarının, teras duvarı fonksiyonu görecek şekilde (özellikle güney ve batı temelleri) inşa edilerek olasılıkla buradaki hareketli anakayanın üzerine kil dolgu yapılarak agora avlu seviyesine (14.00/20 m.) ulaştırıldığı anlaşılmıştır. Yapının iki tabaka hâlindeki mozaik döşemine ilişkin konservasyon ve restorasyon çalışmaları ile kısmî kazı çalışmaları sürdürülmektedir.24

Kent Meclisi (Bouleuterion)

Mozaikli Yapı’nın hemen kuzey bitişiğinde, Batı Portiko’nun batı bitişiğinde yer alan Kent Meclisi’nin Mozaikli Yapı ile aynı proje çerçevesinde inşaedildikleri anlaşılmaktadır. Mozaikli Yapı’da olduğu gibi, Geç Osmanlı ve Erken Cumhuriyet Dönemi yapılaşmaları nedeniyle mimarî özelliklerinin pek çoğunu kaybetmiş olan yapının, kazı çalışmaları batısındaki Bouleuterion Caddesi ve kuzeyindeki Agora Kuzey Cadde ile birlikte sürdürülmektedir. Meclis yapısının kısmen korunmuş orkestra döşemi (Resim: 4), oturma basamaklarını yükseltmek için kullanılan ve altyapısını oluşturan yarım tonozlu galerisi ve ardında aynı amaçla yapılmış 11 adet tonozlu mekânı ile uğradığı bütün tahribata rağmen yapıyı plan olarak okumak mümkün olmaktadır. Yoksun olunan bilgiler için kazı ve malzeme değerlendirme çalışmaları devam etmektedir.25

Roma Hamamı

Yukarıda sözü edildiği gibi, kamulaştırma ve yıkımların ardından agoranın batı ve kuzeyinde, agoradan daha büyük bir alan arkeolojik kazı ve araştırmalara açılmıştır. Yeni alanların niteliksiz yapılardan temizlenmesinin ardından agoranın kuzeybatısında yapılan kazılarla ilk kez 2010 yılında bir Roma hamam yapısı ile karşılaşılmıştır. Böylece ilk kez Smyrna’ya ilişkin bir hamam yapısının varlığı tespit edilebilmiştir. Son üç yıldır yürütülen kısa süreli kazı çalışmaları ile bu hamamın Caldarium bölümü ile Praefurnium ve Tepidarium mekânlarının bir bölümü ortaya çıkarılmıştır.26

Cadde ve Sokaklar

Son üç yılda, hava fotoğraflarından ve var olan izler üzerinden öngörülen agoranın etrafında yer alan sokak ve caddelerden ikisi, üzerinde yapılan kısmî kazı çalışmaları ile arkeolojik olarak belirlenmiştir. Bunlar Agora Batı Portiko’daki Faustina Kapısı’ndan başlayan ve limana, Kemeraltı’na doğru yönelen Faustina Caddesi (Kemeraltı), Bazilika’nın önünden geçen ve daha önce bilinen Agora Kuzey Cadde ile bu iki caddeyi birbirine bağlayan Bouleuterion caddeleridir.27

Harabeler

  • Smirni Antik Tiyatrosu
  • Smirni Batı Stoası
  • Smirni Stadionu
  • Smirni Zeus Akraios Tapınağı

Kaynakça

Dış bağlantılar

Orijinal kaynak: smirni. Creative Commons Atıf-BenzerPaylaşım Lisansı ile paylaşılmıştır.

Footnotes

  1. Doğer, E. (2006).İzmir’in Smyrna’sı, Paleolitik Çağ’dan Türk Fethine Kadar,İletişim Yayınları, İstanbul.

  2. Pausanias. (1935). Pausanias. “Description of Greece”.Çev., W. H. S. Jones, New York,G. P. Putnam Son's.

  3. Strabon (2005).Antik Anadolu Coğrafyası,(çev. Adnan Pekman). Arkeoloji ve SanatYayınları, İstanbul

  4. Bean, G. E. (1997).Eski Çağ’da Ege Bölgesi, Arion Yayınevi, İstanbul.

Kategoriler