paula modersohn-becker ne demek?

Paula Modersohn-Becker (8 Şubat 1876, Dresden - 21 Kasım 1907, Worpswede), ülkesinde dışavurumculuk akımının en erken temsilcilerinden biri olan Alman ressam. Dresden kökenli olan Paula Becker resim çalışmalarına başladıktan sonra Bremen'in yakınlarında bulunan Worpswede köyünde doğaya dönüşü savunan ve köy yaşantısının sade değerlerine önem veren bağımsız sanatçılar topluluğuna katıldı. Burada ressam Otto Modersohn ile evlendi. Worpswede ressamlarını yeteri kadar cesur bulmadığından dışarıdan ilham alma yoluna gitti ve birçok kere Paris'te avangartçıları ziyaret etti.

Paula Modersohn-Becker sanatını icra ettiği on dört yıl gibi kısa bir dönem süresince yedi yüz elli kadar tablo, on üç baskı ve bin kadar desen yaratmıştır. Kendine özgü stili geleneksel ile modern arasında birçok ekolden etkilenmesinin bir sonucudur. Resimleri Cézanne, van Gogh ya da Gauguin'in izlenimciliğinden, Picasso'nun kübizminden, fovizmden, Japon sanatından ve hatta Alman rönesansından izler taşır. Eserlerinin anlatım gücü tek başına 20. yüzyıl başı sanatının ana hatlarını özetler. Paula Modersohn-Becker otuz bir yaşında, çok erken bir yaşta doğum sonrası ortaya çıkan komplikasyonlar sonucu yaşamını yitirdi. Sanatçı günümüze kadar Almanca konuşan ülkeler dışında pek fazla tanınmamıştır.

Ailesi

Paula Becker, yedi erkek ve kız kardeşin üçüncüsü olarak dünyaya gelmiştir. Babası Carl Woldemar Becker'in mesleği mühendislikti ve annesi Mathilde Türingiya'in tanınmış soylu ailelerinden olan von Bültzingslöwen ailesinden geliyordu. Carl Woldemar Becker'in daha sonraları kızına gönderdiği mektuplardan kültürlü ve dünyaya açık bir kişi olduğu anlaşılmaktadır; hem Paris'i hem de Londra'yı görmüş olan babası çok iyi Rusça, Fransızca ve İngilizce bilmekteydi. Paula'nın anne tarafı da aynı şekilde seyahate yatkındı: Büyükbaba von Bültzingslöwen yurtdışında bir birliğe komutanlık etmiş ve annesi Mathilde'in erkek kardeşlerinin çoğu İndonezya, Yeni Zelanda ve Avustralya'ya göç etmişti.

Becker çocuklarının eğitiminde sanat, edebiyat ve müzik çok önemli bir yer tutmaktaydı. Paula, kızkardeşleri gibi piyano dersleri aldı. Çok güzel bir sese sahip olan Paula'nın en büyük ablası şan dersleri de aldı. Aile Richard Wagner'in eserlerine büyük bir hayranlık duysa da Paula Wagner'i "Alman değil" (undeutsch) diye eleştiriyordu. Goethe, aile içinde tüm zamanların en büyük şairi sayılıyordu. Paula'nın yaşam öyküsünü yazanlara göre Becker ailesi orta sınıf ve küçük burjuvazi idi ve çok zengin değillerdi.

Çocukluğu ve gençliği

Dresden ve Bremen

Paula Becker'in Dresden'de geçirdiği yaşamının ilk on iki yılı hakkında çok fazla bilgi yoktur. Ancak on yaşında iken başından geçirdiği dramatik bir kazanın izlerine rastlanır. Paula, iki kuzini Cora ve Maidli Parizot ile bir kumtaşı ocağının tünellerinde oynarken göçük altında kalırlar. Paula ile Maidli zamanında göçükten kurtulurlar ama on bir yaşındaki Cora Parizot yıkıntılar altında kalır ve boğularak ölür. Çok sonraları Rainer Maria Rilke'ye yazdığı bir mektupta Paula Modersohn-Becker bu olaydan çok etkilendiğini belirtir. Yaşamını kaleme alan Lieselotte von Renken'e göre bu olay ressamın kariyerini seçme yolundaki kararlılığının temelini oluşturmaktadır.

Carl Woldemar Becker 1888 yılında Bremen şehrinde inşaat alanında bir göreve atanır ve aile Dresden'den ayrılır. Özellikle bu dönemde çok parlak bir kültürel atmosfere sahip olan Bremen şehrinde Paula'nın annesi sanat çevrelerinde çok yakın arkadaşlıklar kurar ve Becker ailesi sanatçılarla çok yakın ilişki içine girer.

İngiltere ve ilk desen dersleri

Paula Becker, ailesi tarafında 1892 yazının başında dil öğrenmesi için İngiltere'ye gönderilir. Londra yakınlarında yaşayan üvey halasının yanına hem İngilizce hem de ev idaresini öğrenmek için gider. Eniştesinin desteğiyle sanat dersleri de alır. Kroki üzerine birkaç dersten sonra özel bir Güzel Sanatlar okuluna gitmeye başlar. Günde altı saat geçirdiği bu okulda desen tekniklerine giriş yapar. Bu dersler kısa süre sonra sona erer çünkü ailesi tarafından bir yıllığına gönderilmiş olsa da yurt özlemi, aile hasreti ve halasının katı disiplini nedeniyle Paula altı ay gibi bir süre sonra Almanya'ya geri döner.

Öğretmen okulu

Babasının üzerindeki etkisi ve ona duyduğu saygıdan ötürü Paula Becker 1893 yılından itibaren Bremen'de bir öğretmen okuluna gitmeye başlar. İstemeye istemeye en büyük ablasının yolundan giderek bu okula devam eder. Yine de bu okula devam etmeyi kabul etmesinden ötürü babasını resim dersleri almaya razı eder.

Resim derslerini ressam Bernhard Wiegandt'ın evinde alır ve ilk defa gerçek modellerle çalışma fırsatı bulur. Bu döneme ait erkek ve kızkardeşlerinin portreleri ve 1893 yılında gerçekleştirdiği ilk otoportresini bulunur. Sanatsal aktivitelerine rağmen okulunu başarı ile bitirerek 1895 Eylül ayında öğretmen diplomasını alır.

Paula Becker 1893 yılının başında ilk defa Kuntshalle Bremen'de Fritz Mackensen, Otto Modersohn, Fritz Overbeck, Hans am Ende ve Heinrich Vogeler'in verdiği resim sergisi ile Worpswede sanat çevresinin eserleri ile tanışır. Genç kadın bundan etkilenmiş olsa da günlüğünde özellikle çok etkilendiğini belirtmemiştir. Yine de günlüğüne sonradan eşi olacak Otto Modersohn'un bir fundalık peyzajına çok özel bir tat veren garip renklerle bezenmiş bir resmini çok beğendiğini yazar.

Berlin'de resim kursu

Paula, annesinin ailesi sayesinde 1896 yılının başında Berlinli Sanatçılar Birliği'nde (Verein der Berliner Künstlerinnen) altı hafta boyunca desen ve resim kursu almak için Berlin'e gidebildi. Bu resim okulu o dönemde çok gözönündeydi, on bir yıl önce Käthe Kollwitz sanat kariyerine başlangıcını aynı okulda yapmıştı. O dönemde Güzel Sanatlar Akademilerine kabul edilmeyen kadınlar için bu tarz birliklerin varlığı bir gereklilikti.

Paula, annesinin eğitim masraflarında indirim alması sayesinde başlangıçta öngörülen altı haftadan daha fazla eğitimine devam edebildi. Hatta Mathilde Becker, kızının eğitim masraflarını ödeyebilmek için evine bir pansiyoner bile almıştır. Öte yandan Paula'nın dayısı Wulf von Bültzingslöwen ve yengesi Cora Paula'yı evlerine kabul etmişlerdi.

Berlin'de profesyonel modeller ile yapılan eğitim desene büyük bir önem vermekteydi. Kurslara yalnızca desen konusunda önceden belirli bir ustalığa erişmiş olan adaylar kabul edilmekteydi. Bu dönemden Paula tarafından çizilmiş birçok nü deseni günümüze kadar gelebilmiştir. Çizgiler genel kural olarak çok belirgindir ve kaçınılmaz ışık gölge tekniği göze çarpar. 1897 yılında Paula ilk defa olarak Jeanne Bauck'un sınıfına kabul edilir. Günümüzde unutlmuş olan bu sanatçı öğrencisi üzerinde derin bir etki bırakır ve daha sonra Paris'te bir müddet yaşaması gerektiğine Paula'yı ikna eder.

Berlin'de kaldığı süre boyunca Paula müze koridorlarında uzun süre dolaşır. Kendinden yetmiş yıl önce doruğuna ulaşmış Nazarene hareketi sanatçıları kadar Alman ve İtalyan Rönesans ressamlarının tablolarını diğer eserlerden çok daha fazla seviyordu. Özellikle değer verdiği ressamlar arasında Albrecht Dürer, Lucas Cranach, Hans Holbein l'Ancien, Le Titien, Botticelli ve Leonardo da Vinci sayılabilir. Dolayısıyla Paula'nın tercihi sarih formlar çizen ve belirgin çizgilere sahip olan ressamlardan yanadır denilebilir.

Worpswede ve Paris

Worpswede'ye gidiş

Anne ve babasının yirmi beşinci evlilik yıldönümü nedeniyle Becker ailesi 1897 yazında Bremen'in yakınlarında bulunan küçük Worpswede köyünü ziyarete gitti. Paula Becker köyün kendine has özelliğinden, manzaranın içerdiği renklerin çeşitliliğinden ve özellikle de birkaç yıl önce orada kurulan "sanatçı kolonisi"den (Künstlerkolonie) çok etkilendi. Sonbahardan önce bir arkadaşıyla ressamlar ile görüşmek ve çevreyi daha dikkatli incelemek için bir kere daha ziyaret etti. 1898 Ocak ayında miras olarak kendine kalan 600 mark ile kuzenleri Arthur ve Greta Becker tarafından ödenen eğitim ücretlerinin bir kısmını geri ödeyebildi ve ailesi ile anlaşarak Worpswede'ye gitmeye karar verdi.

Başlangıçta kısa süreli bir tatil için köyde kalması düşünülmüştü. Mathilde Becker yalnızca iki hafta için Fritz Mackensen'in resim ve desen kurslarına katılmasını ve sonbaharda Paris'e giderek bebek bakıcılığı yapmasını planlamıştı.Mackensen'in kursuna girebilmeyi de babasının nüfuzuna borçludur. Ailenin aldığı tüm bu önlemlere rağmen, 1898 Eylül ayında Paula Becker Worpswede'ye giderken orada daha uzun süre kalmayı ve profesyonel bir ressam olmayı aklına koymuştu.

Worpswede sanatçı kolonisi

Worpswede'ye 1889 yılında yerleşen sanatçılar büyük sanat akademilerinden bağımsız olduklarını belirtiyorlardı. Büyük çoğunluğu, birkaç yıl önce Wilhelm von Schadow tarafından meşhur edilmiş olan Düsseldorf Güzel Sanatlar Akademisi'nin eski öğrencileriydi. 20. yüzyılın birçok genç sanatçısı gibi resmî kurumların sanat görüşünü ve eski ustaları eleştiriyorlardı. Worpswede'ye sembolik olarak çekilmeleri daha önceden Théodore Rousseau ve Barbizon ekolünün yaptığı gibi eserlerinde doğaya yer vererek doğanın yeniden sanat içinde önemli bir konuma gelmesi isteklerinden kaynaklanıyordu. Worpswede ressamları sanatlarını doğanın ortasında, yapaylıktan uzak ve en basit şekliyle gerçekleştirerek uygarlık tarafından bozulmamış ve hâlâ özgün saflığına sahip olan köylüleri eserlerinde yansıtmak istiyorlardı.

Hekeltraş olmak isteyen ve Mackensen'den desen ve model dersleri alan genç bir kadın olan Clara Westhoff ile Paula Becker arasında yavaş yavaş büyük bir dostluk doğdu. Başlangıçta Paula Worpswede resamlarına karşı çekingen davrandıysa da 1899 Martından itibaren özellikle sonradan kocası olacak Otto Modersohn ve Heinrich Vogeler ile arkadaşlığını ilerletmeye başladı. Onların gözetiminde Paula 1899 yazında birçok gravür çalışması yaptı. Bu tarzın katı disiplini ve gravür teknikleri kullanma kısıtları Paula'nın pek hoşuna gitmemişti.

Fritz Mackensen'in verdiği dersler başlangıçta Paula'nın yeteneğinin gelişmesine büyük katkı sağlamıştır. Yine de 1898'in sonundan itibaren Paula bu ustanın kendisi için olmadığı hissine kapılmıştır. Gittikçe şekilleri ve renkleri basitleştirme yönünde gelişen kendi stili Worpswede'de pek ilgi görmemiştir. Öte yandan 1899 yılından itibaren katıldığı sergilerde aldığı acımasız eleştiriler resimlerinin Alman kültürünün gelişiminde marjinal kaldığına Paula'yı inandırmıştı. Sergilediği iki eser hakkında 20 Aralık 1899 tarihli Weser-Zeitung gazetesinde şu eleştiriyi okuyabiliriz:

« Bu çalışmayı değerlendirebilmek için saf bir dil yeterli olmuyor ve saf olmayan bir kullanmayı reddediyoruz. Diyelim ki aynı derecede bir sanatsal aktivite tiyatro ya da müzik alanında gerçekleştirilmiş olsa ve sahneye ya da konser salonuna çıkma küstahlığını göstermiş olsa ıslık sesleri ve yuhalamalar bu bayağılığa anında son verdirirdi. »

Max Slevogt, Lovis Corinth, Max Liebermann ya da Wilhelm Leibl gibi sanatçılar Münih ve Berlin'de tanınmaya başlamıştı ancak Almanya'da hâlâ resim salonları ve akademilerinin üstünlüğü geçerliliğini koruyordu. Yeniliklere açıklığı ile Paris sanat alanında ortaya çıkıyordu. Bu nedenle Berlin'de kaldığından beri Paula'nın Fransa'nın başkentine gitmeyi arzulaması çok şaşırtıcı değildir.

İlk Paris ziyareti

Paula 31 Aralık 1900 gecesi Paris'e doğru yola çıktı. Roma'nın 19.yüzyıl başında Alman sanatçılar için büyük bir cazibe merkezi olması gibi, Paris 20. yüzyılın başında Avrupa'da bulunan tüm sanat akımlarının buluşma noktası olmuştu. Emil Nolde, Bernhard Hoetger ya da Käthe Kollwitz gibi tanınmış birçok Alman sanatçısı kısa ya da uzun süreler boyunca Paris'te kalır.Paula'nın Worpswede'den arkadaşı Clara Westhoff ise Auguste Rodin'in öğrencisi olabilme hayaliyle 1899'un sonundan beri Paris'te kalmaktaydı.

Paula Becker ailesinden aldığı finansal destek ile bu yolculuğa çıkabilmişti. Paris'in 14. arrondissementında Rue Campagne Première 9 numaraya yerleşti ve stüdyosunu bit pazarından aldığı birkaç mobilya ile donatabildi. Paula Quartier Latin'de kadınları da kabul eden Colarossi akademisinin kurslarına devam etmeye başladı. Berlin'de yaptığı gibi sık sık müzeleri dolaşıyordu. Ya tek başına ya da Clara ile birlikte, modern Fransız sanatı ile tanışabilmek için, sergileri ve sanat galerilerini de ziyaret ediyordu. Clara daha sonraları bu dönem hakkında anekdotlarında sanat simsarı Ambroise Vollard'a olan ziyaretlerini ve o zamanlar tanınmayan Paul Cézanne'a karşı Paula'nın büyük ilgisini anlatır. Sanat tarihçisi Christa Murken Altrogge'a göre bu ressamın çığır açan yeteneğini fark eden ilk Alman sanatçısı Paula Becker'dir. Paula, Clara'ya yazdığı 21 Ekim 1907 tarihli mektubunda Cézanne'dan « üzerimde bir fırtına etkisi yaratan üç ya da dört büyük ustadan birisi » diye söz eder.

Hiç şüphe yok ki Paula Becker Paris'te iken Nabi hareketi tarafından düzenlenen büyük sergiye katılmıştır. Japon sanatının tahtabaskılarından derinden etkilenen bu sanatçı grubu gerçeğe sadık kalarak yansıtmaktan çok kendine uygun önemi belirtmek için fantezi renklere ve yüzeylere ağırlık veriyorlardı.

Nisan 1900'den beri yeni yüzyıla girişi kutlamak için büyük Dünya Fuarı sergilenmekteydi. Bu olay nedeniyle Fritz Overbeck ve peyzajcı Otto Modersohn Haziran ayında Paris'e gelir. Paula Becker Otto'yu daha önceden tanıyordu ve kendinden on bir yaş büyük olan bu ressamın eserlerine Worpswede'de hayran kalmıştı. Modersohn, sağlık sorunları nedeniyle Worpswede'de kalan Hélène ile evliydi. Otto Paris'te iken eşi Worpswede'de öldü ve bu nedenle Modersohn ve Overbeck kısa sürede Almanya'ya dönmek zorunda kaldı.

Orijinal kaynak: paula modersohn-becker. Creative Commons Atıf-BenzerPaylaşım Lisansı ile paylaşılmıştır.

Kategoriler