araplar ne demek?

Araplar (, <small>romanize:</small> ‘arabī, ), tarihî Arap Yarımadası'nda ortaya çıkmış ve zamanla Antik Mısırlılar, Berberiler ve Persler gibi toplumlar ile kaynaşmış, günümüzde ise çoğunluğuna Arap dünyasının ev sahipliği yaptığı halk.1 Araplar, Arap dünyası dışında çoğunlukla Batı Asya, Kuzey Afrika, Afrika Boynuzu ve Batı Hint Okyanusu adalarında (Komorlar dahil) yaşarlar. Ayrıca Amerika kıtası, Batı Avrupa, Endonezya, İsrail, Türkiye ve İran'da da önemli sayıda yaşamaktadırlar.2 Türkiye'de Adana, Mersin, Hatay, Urfa, Mardin, Siirt ve bazı Güneydoğu Anadolu Bölgesi illerinde yaşarlar. Muş'ta da Arap nüfus mevcuttur. Mevcut Arap Birliği başkanı Ahmed Ebu Gayt'tır.

Tarihçe

Arap adının kökeni

Tarihte Arap adına ilk olarak Asur kaynaklarında rastlanmıştır. Asurlular, bugünkü adı Arabistan olan bölgedeki çöllerde göçebe olarak yaşayan Semitik topluluklara Arabaya diyordu. Bu isim daha sonra değişime uğrayarak Arap şeklini almıştır.

Arapların soyu

Soy bilimcilerin çoğu, Arapları 2 gruba ayırır: Arab-ı Baide ve Arab-ı Bakıye. Baide ile kastedilen Arap yarımadasında yaşamış ve İslamiyet öncesinde nesilleri tükenmiş olan Arap kabilelerdir. Bu kabilelerden bazıları Âd, Semûd ve Amâlika'dır. Bakıye Arapları ise Arapçayı Baide Araplarından öğrenmiş olan Ya'rub bin Kahtan oğulları ve Mead bin Adnan oğullarıdır. Bu gruba Arab-ı Müstaribe ve Mütearribe de denir. Kahtan ve beraberindekiler Yemen'e yerleştikleri zaman oradaki insanlara karışıp Araplaştılar. Bir rivayete göre Ya'rub Süryanice konuşuyordu ve daha sonra dilinin Arapçaya dönmesiyle Araplaştılar.3

Diğer bir sınıflandırmaya göre ise Araplar üç gruba ayrılırlar: Bunlar Arab-ı Baide (), Arab-ı Aribe () ve Arab-ı Müstaribe'dir ().Son iki gruba birlikte Arab-ı Bakıye () adı verilir. Arab-ı Aribe, Eski Ahit'te geçtiği üzere Kahtan'ın neslinden gelmiştir.4 Hakiki Araplar olarak kabul edilirler. Yemen'de ve Arap Yarımadası'nın güneyinde yer alırlar. Arab-ı Müstaribe ise Mead'ın soyundan gelen Necid, Hicaz ve Arap Yarımadası'nın kuzeyinde yerleşik topluluktur. Aslen Arap olmayıp sonradan Araplaşmışlardır.5

İslamiyet öncesi

Araplar İslamiyet öncesinde bazı devletler kurmuşlardır (Himyeriler, Gassaniler, Nebatî Krallığı vb). Ancak coğrafyalarının yarattığı koşullar gereği genelde kabileler halinde yaşamışlardır ve her kabilenin başında şeyh, emir benzeri liderler bulunurdu. Bu nedenle İslamiyete kadar tek bayrak altında toplanamamışlardır.

İslam Devleti

Muhammed'in 7. yüzyılda yaymaya başladığı İslam'ı ilk olarak Araplar benimsediler. Bu dini benimseyenlere, "Allah'ın iradesini kabul eden" anlamında Müslüman dendi. İlk Müslümanlar, dinlerini yaymak amacıyla birçok ülke ele geçirdiler ve Muhammed'in liderliğinde büyük bir devlet kurdular. Bu devlete o dönemde bir isim verilmemiş olmakla beraber, günümüzdeki referanslarda daha çok İslam Devleti veya Arap İmparatorluğu olarak nitelendirilir.

Müslümanlar, Muhammed'in ölümünden sonra kendilerine bir halife seçtiler. İslam Devleti'nin hükümdârı aynı zamanda İslam âleminin halifesiydi. Halifeliğin yönetim merkezi önce Medine, sonra Suriye'deki Şam kenti olmuştur. İslam Devleti dört halifeden sonraki dönemlerde yönetimi ele geçiren sülalelerin isimleri ile anılır olmuştur (Emevîler, Abbâsîler, Fâtımîler vb.) 750'de halifeliği Emevîlerden alan Abbâsîler, Irak'taki Bağdat kentini halifeliğin başkenti yaptılar.

Osmanlı yönetimi

Osmanlıların 15. yüzyılda Anadolu'da güçlü bir devlet haline geldikten yaklaşık 100 yıl sonra, Arapların yaşadığı toprakları ele geçirmeleriyle birlikte, hilâfet Osmanlı padişahlarına geçmiş; İslam Devleti, Osmanlı İmparatorluğu bünyesinde erimiştir. I. Selim 1517'de Mısır, Suriye ve Hicaz’ı; oğlu I. Süleyman da Bağdat, Irak, Aden ve Yemen’i Osmanlı topraklarına kattı. Daha sonra Avrupa'daki teknik ve ekonomik gelişmelerin gerisinde kalarak zayıf düşen Osmanlılar, 19. yüzyıldan itibaren Arap topraklarını yitirdiler.

Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı'nda Almanya'nın yanında savaşa girince; İngiltere, Mekke Emiri Hüseyin bin Ali'nin önderliğinde Vahhabi Arapları kışkırtarak ayaklandırdı. Arap aşiretlerinin bir kısmı Osmanlıya karşı ayaklanmayı reddetse de, Arapçayı anadili gibi bilen Yarbay Lawrence (Arabistanlı Lawrence) gibi bazı İngiliz casuslarının yardımıyla ayaklanan Vahhabi Araplar, Osmanlıların 1918'de uğradığı yenilgide önemli rol oynadılar. İttihak ve Terakki'den etkilenmiş olan Şerif Hüseyin ile birlikte Osmanlı'ya karşı ayaklanmış olan Arap aşiretleri vardır.

Bağımsızlıklarını kazanmaları ve günümüzde Arap Dünyası'nın sorunları

I. Dünya Savaşı'nı izleyen 50 yıl içinde Arap devletleri, birbiri ardına bağımsızlıklarını kazandılar. Bu devletlerin birçoğu 1945'te kurulan Arap Birliğine katıldı. Birliğin amacı Araplar arasında ekonomik, siyasal ve askeri dayanışmayı sağlamaktı. 1990'da Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesiyle başlayan ABD ile Saddam yönetimi arasındaki ilişkilerin gerilmesi, 2003'te ABD’nin Irak’ı işgal etmesiyle sonuçlanınca Araplar yeni bir sorunla karşı karşıya kaldılar.

Bugün Arap dünyasını ilgilendiren başlıca konular, bazı Arap devletlerini çok zenginleştiren petrol gelirlerinin en iyi nasıl değerlendirileceği; İslam felsefesi ile çağdaş dünyanın nasıl bağdaştırılacağı; Irak’taki ABD-BK işgali ve İsrail-Filistin sorununun nasıl çözüleceğidir.

Kültür

Arapların tamamına yakını Arapça konuşur ve çoğunluğu da İslam'a inanır. Ne var ki, Arabistan dışındaki bölgelerde yaşayan Araplar, yerli halkla karıştıkları için töreleri de değişikliğe uğramıştır. Öte yandan Afrika-Asya kurak çöl kuşağında yaşadıkları için aralarında büyük benzerlikler de vardır.

Çok eski zamanlardan beri kurak çöl kuşağını iki tür topluluk yurt edinmiştir: Göçebeler ve yerleşik olanlar. Yerleşik olanlar çiftçiler ya da kentlilerdi. Göçebeler ise hayvancılıkla uğraşır ve yılın büyük bir bölümünü otlaklar aramakla geçirirlerdi. Yazın otlaklar kuruyunca, yerleşme bölgelerine ya da vahalara çekilir ve buralarda kurdukları çadırlarda yaşarlardı. Böylece yerleşik halk ile göçebeler her zaman yakın ilişki içinde olmuşlardır. Yerleşik halk, göçebelerden eti için koyun ve keçi, ulaşım için de deve satın alırlardı. Bunların karşılığında göçebeler de tarım ürünü, silah, giysi gibi gereksinimlerini yerleşik halktan sağlardı.

Güney Arabistan çok eski çağlarda baharat ticaretinin önemli bir merkeziydi. Anadolu folklorunda da adı geçen Saba Melikesi Belkıs’ın, buradaki baharat krallıklarından birinde kraliçe olduğu sanılır. Baharat Arabistan'dan Akdeniz limanlarına deve kervanlarıyla taşınırdı. Bedevi adı verilen kabileler, Arabistan'dan ve Sina Yarımadası'ndan geçen bütün baharat yollarını denetim altında tutuyorlardı.

Kırsal kesimde yaşayan Arapların çoğunun yaşam biçimi birbirine benzer. Üzerinde oturulan ve uyunan halılar, kilimler ve yastıklar, evlerin başlıca eşyasıdır. Evler genellikle iki bölüme ayrılmıştır. Erkeklerin girip çıkabildikleri bölüme selamlık, ailedeki kadınların yaşadığı bölüme de harem/haremlik denir. Geleneksel konukseverlik, özellikle kırsal kesimde bugün de sürmektedir. Yörelerinin önde gelenleri, tanımadıkları yolcuları bile evlerinin selamlık bölümünde ağırlarlar.

Bedeviler, günümüzde toplam Arap nüfusunun yüzde 5-10'unu oluştururlar ve özellikle Suudi Arabistan'da yaşarlar. Kentlerde yaşayan Arapların sayısı nüfusun % 40’ı kadardır. Geri kalanlar birbirlerinden uzak küçük köylerde yaşadıkları için geleneklerini daha çok korumuşlardır.

Sanat ve bilim

Araplar, tarihteki askeri başarılarının yanı sıra, sanat ve bilimde de büyük gelişme gösterdiler. Abbasi Halifesi Harun Reşid döneminde (786-809), başkent Bağdat önemli bir kültür merkeziydi. Avrupa’da ve Doğu ülkelerinde, tanınmış eğitim kurumlarıyla olduğu kadar mimarlık, gökbilim, tıp ve matematik alanlarında da ün kazandılar. Bugün kullanmakta olduğumuz sayı sistemini Avrupa'ya Araplar tanıtmış, matematiğin en önemli dalı olan cebir de onların katkılarıyla gelişmiştir. 11. yüzyılda Avrupa'daki Hristiyan ülkelerin, Suriye, Lübnan ve Filistin'e düzenlediği Haçlı Seferleri, Avrupa ile Arap ülkeleri arasındaki ticaretin gelişmesine, ayrıca Arap sanat ve biliminin dünyaya yayılmasına yol açtı.

Arapların sonradan fethettikleri Mısır'daki Kahire, İspanya'daki Córdoba gibi kentlerde de sanat ve bilim çok ileriydi. Ne var ki Araplar, ele geçirdikleri toprakları uzun süre tek bir yönetim altında tutamadılar. Mısır ve İspanya'da ayrı halifelikler ortaya çıktı. Orta Asya'dan gelen Moğolların bir kolu olan İlhanlılar 1258'de Bağdat'ı ele geçirerek Abbasi Halifeliği’ne son verdiler. Bu tarihten sonra Araplar bir daha güçlü bir devlet kuramadılar.

Ayrıca bakınız

Kaynakça

Orijinal kaynak: araplar. Creative Commons Atıf-BenzerPaylaşım Lisansı ile paylaşılmıştır.

Footnotes

  1. Frishkopf, Michael, ed. (2010). Music and media in the Arab world (1st ed.). Cairo: The American University in Cairo Press. ISBN 978-9774162930.

  2. موقع القدّيس تقلا في الكنيسة القبطية الأرثوذكسية ؛ الكتاب المقدس - العهد القديم: سفر التكوين، الإصحاح العاشر

Kategoriler